TÜSİAD YÖNETİM KURULU BAŞKANI ORHAN TURAN FORTUNE 500 ÖDÜL TÖRENİ’NE KATILARAK BİR KONUŞMA YAPTI: " Fortune 500, tüm dünyada olduğu gibi, ülkemizde de kurumların yarattıkları değer ve fayda açısından bir gurur vesilesidir. Bugün, bu gurura sizlerle birlikte ortak olmaktan büyük bir mutluluk duyuyor, ödül alan tüm şirketleri tebrik ediyorum.
TÜSİAD Yönetim Kurulu olarak, TÜRKONFED ile birlikte bu hafta sonu Mardin’deydik. Mardin ve bölge iş insanları ile buluştuk. İş dünyasının, KOBİ’siyle, büyük ölçekli şirketleriyle, sorunları ortak, çözümleri ve gelecek umutları da ortak. Bu buluşmalara bu sene Kayseri, Bursa, Denizli ve Adana’da devam edecek, iş dünyamızın nabzını tutacağız. Türkiye’nin farklı bölgelerinde paylaştığımız gelecek vizyonumuzu bugün sizlerle de paylaşma fırsatı bulduğum için mutluyum.

Değerli konuklar,
Dünya ekonomisi, hızına yetişmekte zorlandığımız bir yapısal değişim sürecinde.
Düşük maliyetli üretim anlayışı yerini dijitalleşmeye dayalı üretkenliğe bırakırken, insanın yüksek
nitelikli ve katma değer yaratan becerileri ve yetkinlikleri ön planda.
Globalleşen dünya kısmen korumacı ama elbette geleneksel korumacılıktan çok daha farklı bir sürece
giriyor. Dünyada arzzincirleri değişiyor, üretim merkezleri kayıyor. Bu dönüşümlerin toplumsal yaşama
da çarpıcı etkileri oluyor.
Global ekonomideki yeni dinamiklerin, sınayıcı yanları olmasına rağmen Türkiye için fırsatlar da
sunduğunu hep vurguluyorum. Yaşanan arz şokunun ve lojistik maliyetlerinin artması karşısında önemli
avantajlarımız var.
Avrupa’ya yakınız,
jeopolitik konumumuz önemini koruyor,
imalat sanayimiz Doğu Avrupa ülkelerine kıyasla çok daha gelişmiş,
finans sektörümüz halen güçlü,
krizleri iyi yönetme becerisine ve esnekliğine sahip bir iş dünyamız ve
gelişmiş pek çok ülkeye kıyasla genç bir nüfusumuz var.
Öte yandan, Türkiye ekonomisinin zorlu bir süreçten geçtiğini görüyoruz. Bu da bizi, global fırsatları
kaçırıyor olabileceğimiz konusunda düşündürüyor.
Ekonomimizin dünya ekonomisinden aldığı pay son 10 yıldır düşüyor, toplumsal refah kaybımız açık.
Enflasyonun yüksek olduğu bir ekonominin hiçbir paydaşa fayda sağlamayacağının altını sürekli
çiziyorum. Büyümenin sağlıklı olabilmesi, öncelikle enflasyonla güçlü şekilde, doğru ve etkili
yöntemlerle mücadele etmeyi gerektiriyor.
Enflasyon - kur - faiz sarmalından çıkabilmek; refah artışı sağlayan, teknolojiye ve verimlilik temeline
dayalı bir büyümeye geçmek, ekonominin paydaşları arasında bir mutabakat da gerektiriyor.
Bu mutabakatı sağlamalıyız çünkü zaman kaybettikçe ekonomimize ve toplumumuza yansıyan maliyet
de artıyor. Doğru politikalarla, enerjimizi global ekonomide değişen sisteme nasıl uyum
sağlayacağımıza harcamak durumundayız.
Değerli Konuklar,
Bir yandan da yeni trendleri dikkate alarak uzun vadeli stratejilerle ekonomimizi güçlendirmemiz önem
arz ediyor.
Dijital teknolojilerin sürüklediği dönüşüm ile temiz enerji geçişini ve ekonomilerin çevresel etkilerini
temel alan yeşil dönüşüm birbirinden ayrılmaz nitelikte.
En önemli ticari ortağımız Avrupa Birliği, ekonomik büyüme politikalarını ikiz dönüşüm temelinde
şekillendiriyor. Ticaretten tedarik zincirine, enerjiden güvenliğe kadar her alanı etkileyen bir değişim
söz konusu. AB'nin ikiz dönüşümü güçlü bir finansman paketi ile de desteklediğini, önceliklendirdiğini
görüyoruz. AB finansmanına erişim için belirlenen kriterler, uluslararası finans kuruluşlarının finansman
kararlarında da belirleyici olacak.
AB nezdinde oluşan yeni standartlara göstereceğimiz uyum, AB dışı ekonomik ortaklarımızla olan
ilişkilerimizi de etkileyecek.
Yeni sistemin belirginleştiği öncelikli alanlardan biri, bugünlerde jeopolitik gerilimlerin de kaynağında
yer alan, enerji. Enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, enerji verimliliği ve tasarrufu, yenilenebilir enerji
geçişinin hızlandırılması ve arz güvenliği için yatırımların sürdürülebilirliği, bahsettiğim planın dört ana
sütununu oluşturuyor.
İkiz dönüşümün dijital ekseni de küresel rekabet kurallarının belirleyicisi durumunda. İş modellerini
dijital teknolojiler ile hızlıca değiştirebilen, teknolojik altyapısını ve donanımını güçlendirmiş şirketlerin
fark yaratabildiğini, en iyi sizler biliyorsunuz.
AB düzeyinde, dijital hizmetlerden veri yönetişimine, yapay zekadan çiplere kadar pek çok düzenleme
gündemdeyken, ülkemizde de gerekli düzenlemeleri iş dünyası ile istişare içinde hayata geçirmek önem
taşıyor.
Değerli konuklar,
Gelecek, geçmişten ve bugünden radikal biçimde farklı olacak ve bu farklılık riskleri ve fırsatları da
beraberinde getirecek. Ülkemizin benimseyeceği kalkınma anlayışı, dezavantajları avantaja çevirebilir.
Yeter ki günlük, kısa vadeli, enerjimizi soğuran meselelerden başımızı kaldırıp ufka bakalım ve uzun
vadeli, stratejik planlarla yolumuzu çizelim.
TÜSİAD olarak geçen yıl yayınladığımız “Yeni Bir Anlayışla Geleceği İnşa” adlı çalışmamızda, geleceğe
dair umutlarımızı somut bir yol haritası önerisi ile kamuoyunun görüşlerine açmıştık.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken, kural temelli uluslararası sistemin saygın bir üyesi olarak,
Türkiye’nin sürdürülebilir büyüyerek gelişmiş ülkeler arasına girmesini hedeflemeliyiz. Büyümenin
çevresel önceliklere duyarlı olmasını, ekosistemin dengesini gözetmesini, aynı zamanda toplumsal
adaleti, cinsiyet eşitliğini, dengeli bölgesel kalkınmayı sağlamalıyız.
Gelişmiş, saygın, adil ve çevreci bir Türkiye hayalimizin hayata geçmesi için 3 unsuru, yani insanı, bilimi
ve kurumsallaşmayı odağa almayı savunuyoruz. Bu yolda hepimize sorumluluklar düşüyor.
İnsanın yetkinliklerine yatırım, kamunun çağdaş bir eğitim sistemi oluşturması kadar özel sektörün de
çalışanlarına ve gençlere eğitim yatırımı yapmasını gerektiriyor.
Bilimsel ve teknolojik gelişme; teşvik edici kamu politikalarının yanı sıra özel sektör ve akademinin
gerçek anlamda iş birliğini zorunlu kılıyor.
Ekonomimizi, demokrasimizi ve toplumsal yaşamımızı düzenleyen kurumlar ve kuralların güvenilir ve
kapsayıcı olması, politika yapıcıların sorumluluğu olduğu kadar özel sektör ve STK’ların da çoğulculuğu,
katılımcılığı, istişareyi, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesini ısrarla talep etmesi ve buna katkı vermesi
ile mümkün.
Biliyoruz ki ancak ve ancak bu alanlarda eş zamanlı ilerleme kaydettiğimiz takdirde başarılarımız
sürdürülebilir olur. Refah artışında yeni bir atağı başlatabilir, toplumun tüm kesimlerini kapsayarak
gelişebilir, büyüyebiliriz.
Sevgili dostlarım,
Konuşmamın sonuna gelirken,zamanın; artık kısır döngülerden çıkarak kısa, orta ve uzun vade için hızla
aksiyon alma zamanı olduğunu vurgulamak isterim. Müreffeh bir toplumun temeli güçlü bir
ekonomidir, güçlü ekonominin dinamosu ise güvendir. Bunlarla birlikte demokrasi, insan hakları, hukuk
devleti ve özgürlükler temelinde yükselecek bir Türkiye, dünya siyaseti ve ekonomisinde de öne
çıkacaktır.
Toplumsal uzlaşıyı sağlamak, herkes için ilerleme ve kalkınmayı başarmak, kendiliğinden olabilecek bir
süreç değil. Gençlerimizin geleceklerini bu ülkede hayal etmelerini sağlayacak iklimi oluşturmak
hepimizin sorumluluğu.
Sözlerimi burada noktalarken bugün ödül alan tüm şirketlerimizin başarılarının devamını diliyor, tebrik
ediyorum. Beni dinlediğiniz için teşekkür ediyorum.



