Türk vatandaşlığına başvuru süreçlerindeki usulsüzlükler ve muvazaalı gayrimenkul satışları üzerinden dev bir vurgun yapan organize suç örgütlerine yönelik operasyonlar, sektörün en büyük çatı kuruluşlarından GİGDER tarafından memnuniyetle karşılandı. "Ekonomiye katkısı sıfır olan bu yapılar, ülke imajını lekeliyor" diyen dernek, suçlular için en ağır cezayı talep ederken, sektördeki çürük elmaları temizleyecek devrim niteliğindeki "Sertifikasyon" önerisini yeniden masaya koydu.
ANKARA – Türkiye ekonomisinin ve gayrimenkul sektörünün kalbine hançer gibi saplanan "vatandaşlık için sahtekarlık" şebekelerine karşı son dönemde gerçekleştirilen kapsamlı polis operasyonları, sektörün en önemli paydaşlarından Gayrimenkul Hizmet İhracatçıları Derneği (GİGDER) tarafından coşkuyla karşılandı. İçişleri Bakanlığı koordinesinde yürütülen ve çok sayıda şüphelinin gözaltına alındığı operasyonların ardından GİGDER Yönetim Kurulu'ndan yapılan sert ve kararlı açıklama, hem bir teşekkür hem de acil bir eylem çağrısı niteliği taşıyor.
Dernek, yayımladığı basın bildirisinde, "Ülkemizde yabancıların Türk vatandaşlığına başvuru süreçlerinde usulsüzlük ve muvazaalı gayrimenkul satışları üzerinden faaliyet gösteren organize suç örgütlerine yönelik gerçekleştirilen operasyonlarda çok sayıda şüphelinin yakalanmasını büyük bir memnuniyetle karşıladık," ifadelerini kullanarak, devletin kararlı duruşunun yanında olduklarını net bir dille belirtti.
"BU BİR DOLANDIRICILIKTIR VE ÜZERİNE GİDİLMELİDİR"
GİGDER'in açıklamasında, bu yasa dışı faaliyetlerin sadece bir usulsüzlük değil, aynı zamanda Türkiye'nin ekonomik kalkınmasına ve uluslararası itibarına doğrudan bir saldırı olduğu vurgulandı. "Ekonomimizin kalkınmasına hiçbir katkısı olmayan, ülkemizin uluslararası alandaki itibarını zedeleyen bu tür dolandırıcılık faaliyetlerinin üzerine kararlılıkla gidilmesini sonuna kadar desteklemekteyiz," denilen metinde, bu tür muvazaalı işlemleri organize eden kişilerin adalet önünde en ağır şekilde hesap vermesi gerektiğinin altı çizildi: "Bu tür muvazaalı işlemleri organize eden kişilerin en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğine inanıyoruz."
Bu açıklama, yalnızca günü kurtarmaya yönelik bir tepki değil, aynı zamanda sektördeki "çürük elmaların" temizlenmesi için yıllardır verilen mücadelenin bir yansıması olarak görülüyor. GİGDER, bu tür şebekelerin dürüst çalışan, vergisini ödeyen ve ülkeye gerçek döviz girdisi sağlayan binlerce firmayı da mağdur ettiğini vurguluyor.
SAHTEKARLIĞIN ANATOMİSİ: HEM EKONOMİ HEM İTİBAR KAYBEDİYOR
Peki, bu organize suç örgütleri sistemi nasıl işlevsiz hale getiriyor ve Türkiye'ye ne kaybettiriyor? GİGDER'in açıklamasında dikkat çektiği "muvazaalı satışlar", aslında buzdağının görünen yüzü. Suç şebekeleri, yabancı yatırımcıya vatandaşlık hakkı tanıyan yasal sınırı kağıt üzerinde aşmak için gayrimenkullerin değerini olduğundan kat kat yüksek gösteriyor. Tapuda yüksek bedelle satılmış gibi gösterilen mülkler için ödenen paranın bir kısmı, çeşitli yasa dışı yollarla tekrar alıcıya iade ediliyor.
Bu yöntemle, aslında vatandaşlık için gerekli yatırım şartını sağlamayan kişiler, sahte belgeler ve şişirilmiş rakamlarla Türk vatandaşı olabiliyor. Bu durumun Türkiye'ye üç temel zararı var:
-
Ekonomik Kayıp: Bu işlemler sonucunda ülkeye girmesi gereken gerçek döviz girdisi sağlanamıyor. Para, sisteme girmek yerine suç örgütlerinin kasasında kalıyor ve ülke ekonomisi bu potansiyel kaynaktan mahrum bırakılıyor.
-
Sektörel Güvensizlik: Yasa dışı yollarla yapılan bu işlemler, dürüst çalışan on binlerce gayrimenkul danışmanını ve firmasını zan altında bırakıyor. Sektörün geneline yayılan güvensizlik, yasalara harfiyen uyan profesyonellerin iş yapmasını zorlaştırıyor.
-
Uluslararası İtibar Zedelenmesi: Belki de en büyük hasar, Türkiye'nin uluslararası arenadaki imajına veriliyor. Türkiye'yi güvenli bir yatırım limanı olarak gören dürüst yatırımcılar, bu tür dolandırıcılık haberleri nedeniyle tereddüt yaşayabiliyor. Bu durum, "Türkiye'de işler usulsüz yürüyor" gibi haksız bir algının yayılmasına neden oluyor.
GİGDER UYARMIŞTI: "YILLARDIR ŞÜPHELİ FİRMALARI BİLDİRİYORUZ"
GİGDER, bu tehlikeye karşı pasif kalmadıklarını ve sorumluluklarını ilk günden beri yerine getirdiklerini belirtiyor. 2020 yılında kurulduklarından bu yana, sektör içinde yasa dışı faaliyetlerde bulunduğundan şüphelendikleri firmaları tespit edip ilgili devlet makamlarına bildirdiklerini açıklayan dernek, "Çünkü yasa dışı bu işlemler, en çok da yasalara uygun biçimde gayrimenkul ihracatı yapan, ekonomimize katkı sağlayan firmalara zarar vermektedir," diyerek, bu mücadelenin aslında bir "öz savunma" olduğunu ortaya koyuyor.
İYİ YATIRIMCI İLE KÖTÜNÜN AYRILMASI ŞART: KİRA KRİZİNE YABANCI YATIRIMCININ GİZLİ KATKISI
GİGDER'in açıklamasında en dikkat çekici noktalardan biri de dürüst uluslararası yatırımcıların ülke ekonomisine sağladığı pozitif katkıların altının çizilmesi oldu. Dernek, bu suç şebekeleri yüzünden tüm yabancı yatırımcıların aynı kefeye konulmasının büyük bir haksızlık olacağını savunuyor.
Bu tezi güçlendirmek için, 2021 yılında yayımladıkları "Gayrimenkul İhracat Araştırma Serisi 1: Yurt Dışı Yatırımcı Neden Türkiye’den Gayrimenkul Alıyor?" başlıklı kapsamlı rapora atıfta bulunuluyor. Bu rapora göre, Türkiye'den gayrimenkul satın alan uluslararası yatırımcıların yaklaşık %40'ı, satın aldıkları konut veya iş yerini kiraya veriyor.
Bu veri, özellikle büyük şehirlerde yaşanan kiralık konut arzı sıkıntısı göz önüne alındığında, yabancı yatırımcıların aslında konut piyasasında arzı artırarak talebin karşılanmasına anlamlı bir katkı sağladığını bilimsel olarak ortaya koyuyor. Yani yasalara uygun hareket eden bir yatırımcı, sadece mülkü alırken döviz getirmiyor; aynı zamanda o mülkü kiralama yoluyla piyasaya dahil ederek ülkenin bir başka önemli sorununa da dolaylı olarak çözüm üretiyor.
GİGDER, bu nedenle şu hayati ayrımın yapılmasını talep ediyor: "Dolayısıyla yatırımlarını yasa çerçevesinde yapan dürüst uluslararası yatırımcılarla, yasa dışı işlemlere başvuranların net bir şekilde birbirinden ayrılması elzemdir."
SEKTÖRÜN REÇETESİ HAZIR: "SERTİFİKASYON SİSTEMİ ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ"
Peki, bu ayrım nasıl yapılacak ve sistem nasıl daha güvenli hale getirilecek? GİGDER, bu sorunun cevabını yıllardır dile getirdiği, somut ve radikal bir öneriyle veriyor: Sertifikasyon Zorunluluğu.
Dernek, Türkiye'nin itibarını ve ekonomisini korumak için tek çıkış yolunun, yabancılara gayrimenkul satışı ve vatandaşlık işlemlerinde aracılık eden kurumların belirli bir standart ve denetime tabi tutulması olduğunu savunuyor. Bu çerçevede, daha önce ilgili bakanlıklara ve kurumlara sundukları "sertifikasyon" önerisinin artık gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini vurguluyorlar.
Bu öneriye göre:
-
Yabancıya satış yapacak her aracı kurumun, belirli bir mali yeterliliğe, bilgi birikimine ve etik standartlara sahip olduğunu kanıtlayan bir sertifika alması zorunlu hale getirilecek.
-
Bu sertifikaya sahip olmayan kişi veya kurumlar, bu alanda faaliyet gösteremeyecek.
-
Sertifikalı kurumlar, düzenli olarak denetlenecek ve kurallara uymayanların lisansları iptal edilecek.
GİGDER, bu sistemin "sorumlu ve etik ticareti benimseyen, yasalara uyum sağlayan" profesyonelleri ödüllendirirken, dolandırıcıları ve fırsatçıları sistemin tamamen dışına iteceğini belirtiyor.
GELECEĞE BAKIŞ: TÜRKİYE'NİN YATIRIM ORTAMI İÇİN KRİTİK VİRAJ
Bugün itibarıyla 78 üyesiyle Türkiye'nin toplam gayrimenkul ihracatının yaklaşık %35'ini tek başına gerçekleştiren GİGDER, bu açıklamasıyla sektördeki liderlik ve sorumluluk rolünü bir kez daha ortaya koyuyor. Derneğin nihai hedefi, sadece üyelerinin ticari çıkarlarını korumak değil, aynı zamanda Türkiye'nin bir yatırım markası olarak güçlenmesini ve uluslararası alanda imajının korunmasını sağlamak.
Yapılan operasyonlar, devletin bu konudaki kararlılığını göstermesi açısından kritik bir ilk adım olarak değerlendiriliyor. Ancak GİGDER'e göre, kalıcı çözüm, polisiye tedbirlerin yanı sıra, sistemi baştan aşağı yeniden yapılandıracak proaktif ve düzenleyici adımların atılmasından geçiyor. Sertifikasyon sistemi, bu adımların en önemlisi olarak öne çıkıyor.
SONUÇ: GÜVEN VE İSTİKRAR VURGUSU
GİGDER Yönetim Kurulu tarafından yapılan bu kapsamlı açıklama, Türkiye'nin gayrimenkul sektöründe yeni bir dönemin başlangıcı olabilir. Operasyonlarla başlayan temizlik sürecinin, yasal düzenlemelerle taçlandırılması, Türkiye'yi uluslararası yatırımcılar için çok daha güvenli, şeffaf ve cazip bir pazar haline getirecektir.
Sektörün en büyük temsilcisi, "Biz hazırız, sorumluluk almaya ve devletimizle birlikte çalışmaya devam edeceğiz" mesajını net bir şekilde veriyor. Şimdi gözler, GİGDER'in yıllardır dile getirdiği ve artık bir zorunluluk haline gelen sertifikasyon önerisi için ilgili bakanlıkların atacağı adımlara çevrilmiş durumda. Bu adımlar, sadece bir sektörü değil, Türkiye'nin geleceğe dönük ekonomik vizyonunu da şekillendirecek güce sahip.




