Gündem
Yayınlanma : 04 Ekim 2025 10:16
Düzenleme : 04 Ekim 2025 10:23

Çözüm 'toplama' mı, yoksa 'kısırlaştırma' mı? Bilim ve vicdan ne söylüyor?

Çözüm 'toplama' mı, yoksa 'kısırlaştırma' mı? Bilim ve vicdan ne söylüyor?
4 Ekim'de tablo vahim: 2024 yasası iflas etti, barınaklar yetersiz. HAYAT Federasyonu Başkanı Semra Çetinsoy uyardı: "Çözüm toplama değil, bilimsel ve vicdani temelde acil bir ulusal kısırlaştırma seferberliğidir."
Çözüm 'toplama' mı, yoksa 'kısırlaştırma' mı? Bilim ve vicdan ne söylüyor?

4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü, bu yıl Türkiye'de "Hayvanları Kurtarın, Gezegeni Kurtarın!" temasıyla anılırken, sokaklarda ve barınaklarda yaşanan trajedi, kutlamaların üzerine bir gölge düşürüyor. 2024 yılında büyük tartışmalarla yürürlüğe giren ve sokak köpeklerinin toplanarak barınaklara yerleştirilmesini öngören yasa, üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen vaat edilen çözümü getirmekten uzak. Aksine, sahadan gelen raporlar ve hayvan hakları savunucularının feryatları, yasanın uygulamasındaki derin çatlakların hem hayvanların yaşam hakkını hem de toplumsal huzuru tehdit ettiğini ortaya koyuyor.

ezine termal kaplıca arsası

"Sorun Sadece Güvenlik Değil, Bir Zihniyet Meselesi"

Konunun en yetkin isimlerinden, hem Çeşme Doğa ve Hayvanları Sevenler ve Koruyanlar Derneği hem de çatı kuruluş HAYAT Federasyonu Başkanı olarak yıllardır mücadele veren Semra Çetinsoy, meselenin sıklıkla indirgendiği "toplama" ve "barınak" ikileminin çok ötesinde olduğunu vurguluyor. Çetinsoy, "Sokak hayvanları meselesini sadece bir güvenlik ya da barınak sorunu olarak görmek, devasa bir buzdağının yalnızca görünen kısmına odaklanmaktır. Bu sorunun köklerinde yılların ihmali, toplumsal önyargılar, yanlış inanışlar ve en önemlisi, temelinden yanlış kurgulanmış bir sistem yatıyor," diyor.

Çetinsoy'a göre, 2024 yasası, semptomları tedavi etmeye çalışırken hastalığın kendisini göz ardı ediyor. Toplumda bir yanda hayvanlardan korkan ve güvenlik endişesi taşıyan kesim, diğer yanda ise can dostlarının yaşam hakkı için endişelenen hayvan severler arasında giderek büyüyen bir gerilim hattı oluşmuş durumda. Yasa, bu iki taraf arasında bir köprü kurmak yerine, "topla ve kapat" formülüyle kutuplaşmayı daha da derinleştiriyor. Peki, bu noktaya nasıl gelindi ve gerçek çözüm nerede gizli? Bu dosya, sorunun görünmeyen yüzünü, rakamların dilini ve sürdürülebilir çözüm yollarını masaya yatırıyor.

Gerilimin Anatomisi: İki Uç, Tek Gerçek

  • Güvenlik Endişesi: Özellikle çocuklu aileler ve yaşlılar başta olmak üzere, bazı vatandaşlar kontrolsüz köpek popülasyonundan kaynaklanan güvenlik sorunlarından şikayetçi. Medyaya yansıyan münferit saldırı vakaları, bu korkuyu besleyerek radikal çözüm taleplerini artırıyor.

  • Yaşam Hakkı Savunusu: Hayvan hakları savunucuları ve gönüllüler ise, sorunun kaynağının hayvanlar değil, onları sokağa terk eden insanlar ve görevini yapmayan kurumlar olduğunu belirtiyor. Onlar için "toplama" operasyonları, masum canların ölüm fermanı anlamına gelen "toplama kampları"ndan farksız.

Bu karmaşık denklemde, 4 Ekim sadece bir anma günü değil, aynı zamanda çözümsüzlüğün ve vicdani sorumluluğun altının çizildiği bir milat olma özelliği taşıyor.

Semra Çetinsoy'un işaret ettiği "yapısal sorunların" en somut göstergesi, belediyelerin kısırlaştırma ve rehabilitasyon konusundaki kronik yetersizliği. Bilimsel veriler, sokak hayvanı popülasyonunu kontrol altına almanın tek insani ve sürdürülebilir yolunun "Kısırlaştır, Aşılat, Yerinde Yaşat" (KAYY) modelinden geçtiğini kanıtlıyor. Ancak Türkiye'deki tablo, bu modelin ne kadar uzağında kalındığını acı bir şekilde gösteriyor.

Rakamlarla Gerçek Tablo:

Uzman tahminlerine ve federasyonların saha verilerine göre durum vahim:

  • Tahmini Popülasyon: Türkiye genelinde sokak köpeği sayısının 4 ila 6 milyon arasında olduğu tahmin ediliyor.

  • Gerekli Kısırlaştırma Oranı: Popülasyonu etkin bir şekilde kontrol altına alabilmek için, bir bölgedeki hayvanların her yıl en az %70'inin aralıksız olarak kısırlaştırılması gerekiyor.

  • Mevcut Kapasite: Türkiye'de belediyelerin ve gönüllülerin tüm çabasına rağmen yıllık kısırlaştırma oranı, ülke genelinde %10'u bile bulmuyor. Bu, her yıl sorunun katlanarak büyümesi anlamına geliyor.

  • Belediyelerin Durumu: Resmi verilere göre, Türkiye'deki 1389 belediyenin 1100'den fazlasında ne bir veterinerlik hizmeti ne de bir bakımevi bulunuyor. Yasal zorunluluğa rağmen, kaynak yetersizliği veya öncelik sıralamasında konunun geride kalması nedeniyle bu görev yerine getirilmiyor.

  • Barınakların Gerçeği: Mevcut barınakların büyük bir çoğunluğu, yasanın öngördüğü standartların çok altında. Aşırı kalabalık, salgın hastalıklar, yetersiz beslenme ve personel eksikliği nedeniyle bu yerler, hayvanlar için birer "rehabilitasyon merkezi" değil, adeta birer "travma merkezi" haline gelmiş durumda.

Semra Çetinsoy: "Barınak Değil, Kısırlaştırma Merkezi Lazım"

HAYAT Federasyonu Başkanı Çetinsoy, bu rakamlar ışığında mevcut politikayı eleştiriyor: "Milyonlarca liralık devasa barınaklar inşa etme vaadi, suyu delik bir kovayla taşımaktan farksızdır. Kaynaklarımızı, hayvanları ömür boyu hapsedeceğimiz beton binalara değil, popülasyonu kaynağında çözecek olan ulusal bir kısırlaştırma seferberliğine aktarmalıyız. Her mahalleye bir barınak değil, her ilçeye tam donanımlı, yüksek kapasiteli bir kısırlaştırma ve tedavi merkezi kurmak zorundayız. Matematik ortada; kısırlaştırmadan harcanan her bir lira, gelecekte on liralık bir sorunu önler."

2024 yasası, belediyelere hayvanları toplama görevi verirken, bu hayvanların bakım, beslenme ve rehabilitasyon masrafları için yeterli ve sürdürülebilir bir bütçe modeli sunmuyor. Sonuç olarak, toplanan hayvanlar yetersiz koşullardaki barınaklarda acı çekerken, sokaklara ise terk edilen veya üremeye devam eden yeni hayvanlar ekleniyor. Bu, adeta bir "musluğu kapatmadan yeri kurulamaya" benziyor.

SOKAĞA ATILAN CANLAR: SORUNUN GÖRÜNMEYEN AKTÖRLERİ KİM?

Sokak hayvanları sorunu, gökten zembille inen bir problem değil. Toplumsal alışkanlıklar, yasal boşluklar ve duyarsızlığın bir araya gelerek yarattığı bir sonuç. Semra Çetinsoy'un "yanlış inanışlar ve toplumsal algı" olarak tanımladığı bu derin yaranın birden fazla kaynağı var.

1. Kontrolsüz Üretim ve Satış: Pet shop'larda ve internet sitelerinde devam eden kontrolsüz hayvan satışı, sorunun ana damarlarından birini oluşturuyor. Anlık bir hevesle "cins" bir köpek veya kedi satın alan insanlar, hayvanın büyümesi, hastalanması veya tatil planlarını engellemesi gibi bahanelerle onu kolayca sokağa terk edebiliyor.

  • Çözüm Önerisi: Pet shop'larda hayvan satışının tamamen yasaklanması; "üretim çiftlikleri" adı altındaki merdiven altı yerlerin sıkı denetime tabi tutulması ve "Satın Alma, Sahiplen" kampanyalarının devlet eliyle yaygınlaştırılması.

2. Terk Etme Kültürü ve Cezasızlık: Türkiye'de bir hayvanı sokağa terk etmenin cezası, hala caydırıcı olmaktan çok uzak. Hayvan kimliklendirme sistemi (ÇİP) yaygınlaşsa da denetim eksikliği nedeniyle sokağa atılan bir hayvanın sahibini bulmak ve cezalandırmak çoğu zaman mümkün olmuyor. Bu cezasızlık, sorumsuzluğu körüklüyor.

3. Kısırlaştırma Bilincinin Eksikliği: Kırsal bölgeler başta olmak üzere, birçok hayvan sahibi "günah", "doğasına aykırı" veya "masraflı" gibi yanlış inanışlarla kendi hayvanını kısırlaştırmıyor. Kısırlaştırılmayan ev veya bahçe köpeklerinin kontrolsüz yavruları ise doğrudan sokak popülasyonuna ekleniyor.

  • Çetinsoy'un Değerlendirmesi: "Sorunu sadece sokaktaki hayvana odaklayarak çözemeyiz. Kendi köpeğini kısırlaştırmayıp yavrularını sokağa bırakan bir zihniyetle mücadele etmeden yol alamayız. Devletin, okullardan başlayarak kamu spotlarına kadar uzanan geniş çaplı bir eğitim ve farkındalık kampanyası başlatması şart."

4. Yanlış Bilgi ve Medyanın Rolü: Medyada sıkça yer alan "başıboş köpek dehşeti" gibi başlıklar, toplumdaki korkuyu pekiştirerek rasyonel çözümlerin tartışılmasını engelliyor. Oysaki istatistikler, insan kaynaklı şiddet ve trafik kazalarının, hayvan saldırılarından binlerce kat daha fazla olduğunu gösteriyor. Bu algı yönetimi, hayvanlara karşı nefreti körüklerken, asıl sorumluların (görevini yapmayan belediyeler, hayvan terk edenler) göz ardı edilmesine neden oluyor.

UMUT VAR: BİLİM, VİCDAN VE İŞ BİRLİĞİ İLE ÇÖZÜM MÜMKÜN

Türkiye'nin sokak hayvanları krizi, içinden çıkılmaz bir labirent gibi görünse de, doğru adımlar atıldığında kalıcı ve insani bir çözüm mümkün. 4 Ekim Dünya Hayvanları Koruma Günü vesilesiyle, uzmanların ve sivil toplumun ortaklaştığı çözüm haritası şu adımları içeriyor:

1. ACİL EYLEM PLANI: ULUSAL KISIRLAŞTIRMA SEFERBERLİĞİ

  • Ne Yapılmalı? Cumhurbaşkanlığı himayesinde, Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşlarının dahil olduğu ulusal bir strateji oluşturulmalı. Belediyelere kısırlaştırma kotası ve hedefi konulmalı, bu hedeflere ulaşanlar ödüllendirilmeli, ulaşamayanlara yaptırım uygulanmalı. Mobil kısırlaştırma klinikleri ile en ücra köylere dahi ulaşılmalı.

  • Kaynak: Barınak inşaatlarına ayrılan devasa bütçeler, bu seferberliğe yönlendirilmeli.

2. YASAL DÜZENLEMELER VE CAYDIRICILIK

  • Ne Yapılmalı? Hayvanları terk etme, kötü muamele ve izinsiz üretme fiillerine yönelik cezalar ağırlaştırılmalı ve etkin bir şekilde uygulanmalı. Pet shop'larda hayvan satışı kesin olarak yasaklanmalı. Her hayvana ÇİP takılması ve düzenli kontrolü zorunlu hale getirilmeli.

3. EĞİTİM VE FARKINDALIK

  • Ne Yapılmalı? Milli Eğitim Bakanlığı müfredatına hayvan hakları ve sorumlulukları dersi eklenmeli. RTÜK aracılığıyla televizyonlarda zorunlu kamu spotları yayınlanmalı. "Satın Alma, Sahiplen" ve "Kısırlaştır, Yaşat" mesajları toplumun her kesimine ulaştırılmalı.

4. YEREL YÖNETİMLER VE STK İŞ BİRLİĞİ

  • Ne Yapılmalı? Belediyeler, hayvan hakları konusunda çalışan dernek ve federasyonları bir düşman olarak değil, bir paydaş olarak görmeli. Gönüllülerin tecrübelerinden faydalanılmalı, ortak projeler geliştirilmeli ve bakımevlerinin yönetimi şeffaf bir şekilde denetime açılmalı.

Son Söz: Gezegeni Birlikte Paylaşıyoruz

Semra Çetinsoy, sözlerini umut dolu bir temenniyle bitiriyor: "Bu dünya sadece bizim değil. Bu yılın teması olan 'Hayvanları Kurtarın, Gezegeni Kurtarın!' sloganı, aslında bir ekosistem olduğumuzu hatırlatıyor. Hayvanlara merhamet göstermeyen bir toplumun, kendi insanına da adil ve şefkatli olması beklenemez. 4 Ekim, bir kutlama gününden çok, kendimize dönüp baktığımız, sorumluluklarımızı hatırladığımız ve tüm canlıların yaşam hakkına saygıyı güçlendirmek için söz verdiğimiz bir gün olmalı."

Türkiye'nin önünde iki seçenek var: Ya bilimin ve vicdanın ışığında, sorunu kaynağında çözecek kalıcı adımlar atmak ya da başarısızlığı kanıtlanmış yöntemlerle hem hayvanlara hem de insanlara zarar veren bu kaosu sürdürmek. Seçim, tüm toplumun ortak iradesine bağlı.